0 yorum var - 04 Haziran 2008 02:25
Belki ben o günden çok daha evvel, köprü başında sallanarak bir sabah vakti gölgemi asfalta salacağım. Belki ben o günden çok daha sonra , matruş çenemde ak bir sakalın izi sağ kalacağım... Ve ben o günden çok daha sonra: sağ kalırsam eğer, şehrin meydan kenarlarında yaslanıp duvarlara son kavgadan benim gibi sağ kalan ihtiyarlara, bayram akşamlarında keman çalacağım... Etrafta mükemmel bir gecenin ışıklı kaldırımları Ve yeni şarkılar söyleyen yeni insanların adımları...
NAZIM HİKMET 15 ocak 1902’de Selanik’te dünyaya gelen Nazım Hikmet Ran, ‘Feryad-ı Vatan’ başlığını taşıyan ilk şiirini 1913’te yazar. Aynı yıl Galatasaray Sultanisi’nde ortaokula başlar. Heybeliada Bahriye Mektebi’ne 1917’de girer. Yeni Mecmua’da yayınlanan ilk şiiri ‘Hâlâ Servilerde Ağlıyorlar mı’ başlığını taşır. Sağlık nedeniyle Bahriye’yi bitirmesine birkaç ay kala ayrılmak zorunda kalır. Bu sırada Hamidye Kruvazör’ünde güverte subayıdır. Bolu’ya öğretmen olarak atanır. Daha sonra Batum üzerinden Moskova’ya giderek Doğu Emekçileri Kominist Üniversitesi’ne yazılır. Burada siyasal bilimler ve iktisat okur. 1921’de gittiği Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık olur. 1924’te Moskova’da yayınlanan ilk şiir kitabı ’28 Kanunisani’ sahnelenir. Aynı yıl Türkiye’ye döner ve Aydınlık Dergisi’nde çalışmaya başlar. Aynı dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on-beş yıl hapsi istenince yeniden Sovyetler Birliği’ne gider. 1928’de af kanunundan yararlanır ve yurda geri döner. Bu kez Resimli Ay dergisinde çalışmaya başlar. 1938’de yirmi-sekiz yıl hapis cezasına çarptırılır. Çankırı ve Bursa cezaevlerinde yatar. 1950’de özgürlüğüne kavuştuysa da sürekli takip altındadır. Askere alınması kararlaştırılınca Romanya üzerinden Moskova’ya geçer. Sağlığı gittikçe daha da kötüleşir. Kırk-dokuz yaşındadır. 1951’de T.C. vatandaşlığından çıkarılır.
3 haziran 1963’te bir kalp krizi sonucu Moskova’da hayatı sona erer..
SAYGIYLA ANMAK VE RAHMET DİLEMEK İSTEDİM.. MEMELEKETİN HALİ HUZURLA UYUMALARINA OLANAK VERMESE DE.. BURUK BİR ANMA BU...
Ekho ve Narkissos’un eşsiz güzellikteki öykülerini hepimiz biliriz. Şairler, yazarlar, ressamlar, müzisyenler tekrar tekrar bu öyküyü işlemişler, her biri bu mitolojik öyküye kendi yorumlarını katmışlardır. Psikoloji içinde de yorumlanmış bu öyküye bir de burada yine psikoloji içinde yer verelim istedim.
Öyküyü kısaca hatırlayalım.
Liriope isimli nympha ırmak-tanrısı Kephisos tarafından hamile bırakılıyor ve çok güzel bir oğlan çocuk dünyaya getiriyor. Oğluna Narkissos ismini veriyor. Teirasias isimli kahin, Narkissos için, herkes tarafından anlaşılmaz bulunan bir kehanette bulunuyor. Liriope, oğlunun ölümlü olup olmayacağını, ihtiyarlayıncaya kadar yaşayıp yaşamayacağını sorduğunda da “Yaşayabilir ama, kendi kendisini tanımaya kalkmazsa” gibi çok belirsiz bir cevap veriyor.
Narkissos on altı yaşına gelince, hem çocuk hem de genç bir erkek görünümüne sahip oluyor. Kendisine delikanlılar, genç kızlar aşık oluyor. Ancak böylesine yumuşak güzelliğinin arkasında katı gururu ve kibiri nedeniyle, hiç kimse ona yaklaşma cesaretinde bulunamıyor.
Bir gün ormanda avlanırken geveze bir nympha olan Ekho tarafından görülüyor ve nympha Narkissos’a aşık oluyor. Ekho (yankı) o zamanlar sesten ibaret bir nesne değil güzel bir peri kızıdır. Ancak Zeus’un karısı Hera tarafından, bu gevezeliği yüzünden cezaya çarptırılıyor ve ancak konuşulursa cevap verebiliyor, işittiği sözlerin yalnız son kelimelerini tekrar edebiliyor.
Narkissos’a aşık olan Ekho, onu ormanda takip ediyor, takip ettikçe ona daha fazla yaklaşıyor ve içindeki aşk büsbütün alevleniyor. Ancak Hera’nın verdiği cezadan ötürü Narkissos’a bir türlü seslenemiyor.
Narkissos bu takiplerin farkına varıyor ve sesleniyor.
“Orada kim var?”
Ekho’da sadece
“Var” diyebiliyor. “Yanıma gelsene”
diyen Narkissos’a
“gelsene” diye bir cevap geliyor. Narkissos kimsenin gelmediğini görünce
“Buraya yanıma gel, birlikte olalım”
diyor. Ekho,
“olalım”
diye cevap veriyor ve kollarını Narkissos’un boynuna dolamaya çalışıyor. Fakat kaba gururlu ve kibirli Narkissos Ekho’u iterek
“Çek ellerini üzerimden, senin bana sahip olmandansa ölmeyi tercih ederim” diyor. Reddedilen, küçük düşürülen Ekho, sık ağaçlarla kaplı yerlere kaçıyor, utancını ormanlarda saklanarak gidermeye çalışıyor. Ama aşkı aynı şiddette devam ediyor. Üzüntüsünden uyuyamıyor, yemiyor, içmiyor. Bütün güzelliği, zerafeti uçup gidiyor. İşte ormanlarda saklanan, dağlarda görünmeden dolaşan yalnızca sesi kalan, bizim duyduğumuz Yankı’nın öyküsü bu. Seslendikçe sesimize karşılık veren, hala yaşıyorum diyen Ekho’nun öyküsü.
Narkissos ise Ekho'dan yani aşktan kaçarken çok susamış olduğunun farkına varıyor. Ama aşkı karşılıksız kalanlardan birinin bedduası tutunca Narkissos'un bildiğimiz hazin öyküsü gerçekleşiyor. Narkissos bir pınara geliyor. Susuzluğunu gidermeye çalışırken suda kendi güzelliğini görüyor ve kendi güzelliğinin hayaline kapılıyor. Artık kendi kendinden gözlerini alamıyor. Susuzluğunu giderirken başka bir susuzluğun esiri oluyor. Kendi kendisine duyduğu sevgiyle yanıp tutuşurken, yapabileceği bir şey olmadığını da anlıyor. Kendi kendinden ve kaderinden ayrılamayacağını hissediyor. Dokunamadığı, sevemediği bu güzellik ve aşk karşısında eriyor, ölümün pençesine düşüyor.
**********************
BİRKAÇ FARKLI ÖYKÜ VAR:)BİRİDE BU:
**********************
Kendine aşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan Ekho, bir gün avlanan bir avcı görür. Narkissos adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. Ekho bu genç avcıya ilk görüşte aşık olur. Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır. Ekho bu durum karşısında günden güne eriyerek, kara sevda ile içine kapanarak ölür. Bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda 'eko' dediğimiz yankılara dönüşür.
Olimpos dağında oturan tanrılar bu duruma çok kızarlar ve Narkissos'u cezalandırmaya karar verirler. Gene günlerden bir gün av izindeki Narkissos susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir.
Buradan su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görür. O da daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında adeta büyülenir. Yerinden kalkamaz, kendine aşık olmuştur. O ana dek kimseyi sevmediği kadar, sevmiştir kendi görüntüsünü . O şekilde orada ne su içebilir, ne de yemek yiyebilir, aynı Ekho gibi Narkissos da günden güne erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir. Öldükten sonra da vücudu nergis çiçeklerine dönüşür.
Ve bir hatip "Bize özgürlükten bahset." dedi.
Ve o cevap verdi:
"Şehir kapılarında ve sıcak yuvanızda yere kapanıp, özgürlüğünüz için dua ettiğinizi gördüm;
Tıpkı, kölelerin kendilerini kılıçtan geçiren bir zorbanın önünde eğilmeleri ve onu övmeleri gibi...
Sık sık, tapınağın korusunda ve kalenin gölgesinde, aranızda en özgür geçinenlerin, özgürlüklerini bir boyunduruk ve bir kelepçe gibi taşıdıklarını gördüm.
Ve kalbim kanadı; çünkü ancak özgürlük arayışında hissettiğiniz derin arzu size gem vurduğunda ve özgürlükten bir amaç ve bir bütünleniş olarak bahsetmeyi terkettiğinizde, gerçekten özgür olabilirsiniz.
Siz, günleriniz endişesiz ve geceleriniz bir istek ve üzüntüden uzak olduğunda özgür olacaksınız.
Yazık ki, bu tür duygular yaşantınızı kuşak gibi sarmakta... Yine de, örtüsüz ve bağsız, bunları aşabilirsiniz.
Ve siz, günlerinizin ve gecelerinizin ötesine, anlayışınızın şafağında öğle aydınlığını çepeçevre bağladığınız zincirleri kırmadan nasıl yükselebilirsiniz?
Gerçekte, özgürlük dediğiniz, halkaları güneşte parlayıp gözünüzü kamaştırsa da, bu zincirlerin en kuvvetlisidir.
Ve özgür olmanız için terketmeniz gereken, kendi benliğinizin parçalarından başka ne olabilir?
Eğer geçersiz kılmak istediğiniz adaletsiz bir kanun varsa, bunu alnınıza kendi ellerinizle, bizzat siz yazdınız.
Bu kanunu, hukuk kitaplarınızı yakarak veya denizin bütün suyunu bile kullansanız, yargıçlarınızın alınlarını yıkayarak yok edemezsiniz.
Ve devirmek istediğiniz bir despot varsa, önce onun sizin içinizde kurduğu tahtı devirmeye bakın.
Bir zorba, özgür ve gururlu olana, eğer özgürlüğünde zulüm ve gururunda utanç taşımasaydı, nasıl hükmedebilirdi?
Ve eğer, üzerinizden atmak istediğiniz bir endişeyse, onu kendinizin seçtiğini, kimsenin size yüklemediğini unutmayın.
Ve kurtulmak istediğiniz bir korkunuz varsa, o korkunun merkezi sizin kalbinizdir, yoksa korkulanın avuçları içinde değil.
Herşey, varlığınızın içinde yarı kucaklanmış olarak dolaşır durur; istenen ve korkulan, nefret edilen ve baş tacı olan, takip ettiğiniz ve kaçmak istediğiniz..
Bunlar içinizde, ışıklar ve gölgeler gibi, birbirine yapışmış çiftler halinde hareket ederler.
Ve gölge soluklaşıp kaybolduğunda, can çekişen ışık, bir başka ışığa gölge olur.
Ve sizin özgürlüğünüz, prangasından kurtulduğunda, daha büyük bir özgürlüğe pranga olur."
Nasıl ince, ellerin, parmakların Coşkuyla ağırlığını kavrarken yaşamın, Nasıl katı, nasıl soğuk, kurşunların Sessiz ve dingin dünyanda yaşaman için. Orada mısın? Göremiyorum seni— Öylesine yoğun bir karanlık Uzanıyor ki benden sana Gözlerim Delinmiş gibi. Orada mısın? Densiz gülüşlerden uzak— Kuruyor musun beni? Ben ki Yılların yağmurlarıyla çürümüş Tahta gibiyim: Dokusu grileşmiş, Artık yalnız, Ateşe atılabilen. Beni Kuruyor musun— Arsız gürültülerden uzak Orada? Sessizliğim: Orada Duyuruyor mu beni sana Buradan, Rüzgarın dalları Bir an Bıraktığı aralarda?
Oruç Aruoba
Tertemiz şeylerden sözedeyim İlk sevdalarımdan, ilk dostlarımdan. Ne toprağın kokulu çiçekleri Ne yıldızlar Ne vahşi gönüllü, vahşi ruhlu insanlar ; Hiç, hiç bir şey kalmıyor ebedi olarak, Her şey kuruyor sabah çiğleri gibi. Ama bir şeyler kalıyor ki çok kıymetli. İşte bu kalıntıların parıltısı Bir emanet sanki sonsuzluğa. Çimenler üstünde oturmak Dostlarla bir şeyler okumak Dolaşmak yıldızların altında Gelecekten konuşmak... Rüyalar boyunca fakir çocuklar Zengin görünüyor insana Bir kız sevmiştim bir zamanlar Sessiz - sedasız Ne dilerse yapacaktım benden On dördünde ay gibi tamdı sevdamız Ama şimdi zamanın külleriyle örtülüdür Gönlüm baştan başa. Uzun uzadıya yeretti bunlar hafızamda Koca bir ömür boyu Mezarlarında kaldı sevdalarım Artık genç de değilim ki Zaman gelip geçiyor yanımdan. Hala gençlik var ya dünyada Ve her yerde açılıyor ya genç gönüller Gelin ey genç dostlarım Vahşi diyarlara göç edelim Ve masmavi göğün altında Temiz, tertemiz şeylerden sözedelim Huzur ve rahatlık bunda.
Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş...
Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.
Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.
Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş.
Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;
papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş(oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış);
Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış;
baykuş yıkıntılarını özlemiş,
balıkçıl kuşu bataklığını.
Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.
Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi "şaşkınlık" ve sonuncusu Yedinci Vadi "yokoluş"ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş... Kaf Dağı'na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.
Simurg'un yuvasını bulunca ögrenmişler ki;
"SİMURG ANKA - Otuz Kuş" demekmiş.
Onların hepsi Simurg'muş. Her biri de Simurg'muş. Simurg Anka'yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yokoluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.
Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır...
Bunun üzerine Almitra, "Bize sevgiden bahset..." dedi.
Ve o başını kaldırdı, insanlara baktı. Üzerlerine sinen derin dinginliği duyumsadı.
Ve yüksek bir sesle konuşmaya başladı:
"Sevgi çizi çağırınca, onu takip edin, Yolları sarp ve dik olsa da...
Ve kanatları açıldığında, bırakın kendinizi, Telekleri arasında saklı kılıç, sizi yaralasa da...
Ve sizinle konuştuğunda, ona inanın, Kuzey rüzgarının bir bahçeyi harap edişi gibi, Sesi tüm hayallerinizi darmadağın etse de...
Çünkü sevgi sizi yücelttiği gibi, çarmıha da gerer. Sizi büyüttüğü ölçüde, budayabilir de...
En yükseklere uzanıp, Güneş'le titreşen en hassas dallarınızı okşasa da, Köklerinize de inecek, ve onları sarsacaktır, Toprağa tutunmaya çalıştıklarında...
Mısır biçen dişliler gibi sizi kendine çeker; Çıplak bırakana kadar döver, harmanlar; Kabuklarınızı, çöplerinizi ayıklar, eler...
Bembeyaz olana kadar öğütür sizi; Esnekleşene kadar yoğurur; Ve Tanrı'nın İlahi sofrasına ekmek olasınız diye, Sizi kendi kutsal ateşine savurur...
Sevgi bütün bunları, Kalbinizin sırlarını bulasınız diye yapar, Ve bu biliş, Hayat'ın kalbinin bir cüzzünü yaratır...
Ancak korkunun kıskacında, Salt sevginin huzurunu ve hazzını ararsanız, O zaman örtün çıplaklığınızı, Ve sevginin harman yerine adım atın...
Adım atın, kahkahaların tümünün olmadığı, Sadece gülebileceğiniz mevsimsiz dünyaya, Ve ağlayın, ama tüm gözyaşlarınızla değil...
Sevgi hiçbirşey sunmaz, sadece kendisini, Hiçbir şey kabul etmez, kendinde olandan gayri...
Sevgi sahip çıkmaz, sahiplenilmez de; Çünkü sevgi, sevgi için yeterlidir, tümüyle...
Sevdiğinizde, "Tanrı benim kalbimde," yerine, Şöyle deyin, "Ben kalbindeyim Tanrı'nın ..."
Ve sanmayın yön verebilirsiniz sevginin akışına, Çünkü sevgi, yolunu kendi çizer, sizi değer bulduğunda...
Sevgi bir şey istemez, tamamlanmaktan başka...
Fakat seviyorsanız ve ihtiyaçların arzuları varsa, Bırakın bunlar sizin de arzularınız olsun...
Erimek ve akmak,geceye şarkılar sunan bir dere misali, Şefkatin fazlasının verdiği acıyı bilip, Kendi sevgi anlayışınla yaralanmak, Ve kanamak, yine de istekle ve coşkuyla...
Şafak vakti kanatlanmış bir gönülle uyanmak, Ve bir sevgi gününe daha, teşekkürle uzanmak...
Sessizce çekilmek öğle vakti, sevginin vecdini duymak, Akşamın çöküşüyle de, eve huzurla dönmek...
Ve uyumak, kalbinde sevgiliye bir dua, Ve dudaklarında bir şükür şarkısıyla..."
Ve bir adam şöyle dedi: "Bize kendini bilişden bahset."
Ve o cevap verdi:
"Kalbiniz gecelerin ve gündüzlerin sırrını sessizce bilir. Ancak kulaklarınız, kalbinizin bilgisini işitmek için deli olur.
Düşüncelerinizde daima bildiğinizi, kelimelerde de bileceksiniz. Rüyalarınızın çıplak bedenine parmaklarınızla dokunabileceksiniz.
Ve böyle de olması gerekir.
Ruhunuzun saklı kaynağı yükselmeli ve çağıldayarak denize doğru koşmalı; Ve o zaman, sonsuz derinliğinizin hazineleri gözlerinizin önüne serilecektir.
Ancak bilinmeyen hazinenizi tartmak için tartı aramayın; Ve bilginizin derinliğini değnekle veya iskandil ipiyle ölçmeye kalkmayın.
Çünkü kişi, ölçüsüz ve sınırsız bir deniz gibidir. 'Tek doğruyu buldum' değil, 'Bir doğruyu buldum' deyin.
'Ruha giden yolu buldum' değil, 'Kendi yolumda yürürken ruhu buldum' deyin.
Çünkü ruh, her yolda yürür. Ruh ne bir çizgi üzerinde yürür; ne de bir kamış gibi dümdüz büyür. Ruh, sayısız taç yaprakları olan bir lotus çiçeği gibi açılır."
Andy Rooney der ki..." Yasim ilerledikce, en cok otuz yasini asmis bayanlara deger vermeye basladim." İste bunun sebeplerinden bir kaçı:
Otuz yasini gecmis bir kadin asla sizi gecenin bir yarisi uyandirip "ne dusunuyorsun?" diye sormaz....... Umurunda degildir cunku ne dusundugunuz.
********************* Otuzunu asmis bir kadin TV deki maci seyretmek istemiyorsa, soylene soylene TV 'nin karsisinda yaninizda oturmaz....... Yapmak istedigi bir seyi yapar. Ve bu genellikle daha enteresan birseydir.
************************ Otuz yasini asmis bir kadin kendini yeterince iyi tanir ve kendinden emindir...
Kim oldugunu, ne oldugunu, ne istedigini, ve kimden istedigini bilir.
*************************
Otuzunu asmis cok az kadin onun hakkinda ya da yaptiklari hakkinda ne dusundugunuzu onemser.
************************ Otuz yas ustu kadin cogunlukla buyuk asklara, omur boyu surecek bagliliklara doymustur.
Hayatinda en son ihtiyaci oldugu sey bir baska miz miz, devamli soylenen, ne yapacagina karisan, yapiskan bir asiktir.
*********************** Otuzunu asmis kadin, agirbaslidir.Bir operanin ortasinda ya da pahali bir restoranda sizinle ciglik cigliga kavga etmesi cok nadirdir... Ha tabi hakettiyseniz, sizi vururken de hic tereddut etmez, sonuclarina katlanmayi da planlayarak...
********************* Otuzunu asmis kadin ovguler yagdirmakta cok bonkordur, cogu hak edilmemis bile olsa.....
cunku takdir edilmemenin ne oldugunu iyi bilir.
********************* Otuzunu asmis kadin sizi bayan arkadaslariyla rahatlikla tanistiracak kadar kendine guvenir......
Daha genc bir kadin, en iyi arkadasini bile gormezlikten gelebilir, yanindaki adama guvenmedigi icin.
******************** Otuz yasin ustundeki kadin sizin onun arkadasina ilgi duymanizi hic sallamaz..... arkadasinin onun aldatmayacagini bilir.
********************* Kadinlar yaslari ilerledikce medyumlasirlar. Ona gunah cikarmaniza Hic gerek yoktur..... Onlar her haltinizi bilirler.
********************* Otuz yasini asmis bir kadin Kipkirmizi bir ruj surdugunde bu ona cok yakisir. Ama daha genc kadinlarda boyle degildir. Cig durur.....
********************* Otuz ustu kadinlar aciksozlu, dogrucu ve durustturler...... Onun icin ne anlam tasidiginizi merak etmenize gerek yoktur....... Ne kadar geri zekali oldugunuzu bir cirpida acik acik soyleyiverir.......
eger bir geri zekali gibi davrandiysaniz.
Çoğumuzun bildiği ve sevdiği bir şarkı bu;
Şenlik Dağıldı Bir Acı Yel Kaldı Bahçede Yalnız O Mahur Beste Çalar Müjgan'la Ben Ağlaşırız Gitti Dostlar Şölen Bitti Ne Eski Heyecan Ne Hız Yalnız Kederli Yalnızlığımızda Sıralı Sırasız O Mahur Beste Çalar Müjgan'la Ben Ağlaşırız
Bir Yangın Ormanından Püskürmüş Genç Fidanlardı Güneşten Işık Yontarlardı Sert Adamlardı Hoyrattı Gülüşleri Aydınlığı Çalkalardı Gittiler Akşam Olmadan Ortalık Karardı
Bitmez Sazların Özlemi Daha Sonra Daha Sonra Sonranın Bilinmezliği Bir Boyut Katar Ki Onlara Simsiyah Bir Teselli Olur Belki Kalanlara Geceler Uzar Hazırlık Sonbahara
Atilla İlhan’ın bu güzel şiiri daha sonra bestelendi. Şiiri okurken ya da şarkı olarak dinlediğinizde adı geçen Müjgan hakkında ne biliyorsunuz?
Büyük bir olasılıkla güzel bir kadın ismi olabilir mi? Olsa olsa unutulmaz bir aşkın yitirilen güzeli mi ?
Bilemediniz…………
İşte ‘’Müjgan’la Ben Ağlarız ‘’ ve hüzünlü öyküsü…………
Atilla İlhan anlatıyor;
"12 Mart sonrasının kahır günleriydi.
Bir sabah radyoda duyduk ağır haberi: Deniz'lere kıymışlardı. Karşıyaka'dan İzmir'e geçmek için vapura bindim.
Deniz bulanıktı; simsiyah, alçalmış bir gökyüzünün altında hırçın, çalkantılı... Acı bir yel esintisinin ortasında aklıma düştü ilk mısra... Vapurda sessiz bir köşe bulup yüksek sesle tekrarladım. Vapurdan indikten sonra da rıhtım boyunca bu ilk mısraları tekrarlayarak yürüdüm".
"Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı Gittiler akşam olmadan ortalık karardı .."
6 MAYIS 1972
Bir kadın ismi sanılan "Müjgan" eski dilde "kirpik" anlamına geliyor ve Şair’in "müjganla ağlaşmak"tan ne söylemek istediği orada çözülüyor ;
O DENİZ'LERE ağlıyordu……
Şiiri ve şarkıyı şimdi bir de bu bakış açısıyla Okuyun ve dinleyin………
***********************
NİYEMİ YAZDIM BUNU? 6 MAYIS 1972 - Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde idam edildi.
Deniz Gezmiş'in babasina yazdigi mektup, şoyledir;
"Baba, mektup elinize gecmiş oldugu zaman aranizdan ayrilmiş bulunuyorum. ben ne kadar "uzulmeyin" desem yine de uzuleceginizi biliyorum. fakat bu durumu metanetle karşilamani diliyorum. insanlar dogar, buyur, yaşar ve olurler. onemli olan cok ya$amak degil, yaşadigi sure icinde fazla şeyler yapabilmektir. bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşiliyorum.
ve kaldi ki benden once giden arkadaşlarim, hicbir zaman olum karşisinda tereddut etmemişlerdir. benim de etmeyecegimden şuphen olmasin. annemi teselli etmek sana duşuyor. kitaplarimi kucuk kardeşime birakiyorum. kendisine ozellikle tembih et. onun bilim adami olmasini istiyorum. bilimle ugraşsin ve unutmasin ki bilimle ugrasmak da bir yerde insanliga hizmettir. yaptiklarimdan en ufak bir pişmanlik duymadigimi belirtir, seni, annemi, agabeyimi ve kardeşimi devrimciligimin olanca ateşiyle kucaklarim."
... ve Yusuf Aslan, babasina yazdigi mektupta şu sozlere yer vermiştir;
"sevgili babacigim, bu mektubu aldigin zaman ben ebediyen bu dunyadan goc etmiş olacagim. ne kadar sarsilacagini tahmin ediyorum. bir bucuk yildan beri benim yuzumden nasil uzuntu icinde oldugunuz belli. bu son olayi da metanetle karşilamanizi sadece dileyebiliyorum. elbette ki, yillarca emek verip yetiştirdigin bir oglunun, bir gunde oldurulmesi kolay goguslenecek bir olay degildir. fakat, siz benim ne icin, kimlere karşi mucadele verdigimi biliyorsunuz. ben, bu acidan rahat gidiyorum. sizlerin de bu bakimdan rahat ve huzur icinde oldugunuzu, olacaginizi biliyorum. mektubum burada biterken sizi, annemi, yucel'i,ablami,aziz agabeyi,mehtap'i hasretle kucaklarim babacigim... sağlicakla kalin."
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıyla ilgili tanıklıklarını romanlaştırdığı 'Gülünün Solduğu Akşam' adlı kitabıyla efsaneleşen Can Yayınları'nın sahibi Erdal Öz de yaşamını 6 mayıs 2006 da yitirdi. Öz, Can Yayınları'nın 25. yılını görkemli bir şekilde kutlamaya hazırlanıyordu..
(mektuplar,ekşi sözlükten alıntıdır) şarkıyıda indiricem yarın inş..
Küçük derelerdir büyük nehirleri oluşturan
Küçük mutluluklar, küçük, küçücük derelerdir
Büyük nehri ararken üzerinden atladığın
Arkana dönüp de bakmadığın
Küçük mutluluklar
Çıtır çıtır Kızılay simitidir, çayın yanında
Aniden radyoda karşına çıkan şarkı
Kar yağınca tatil olan okul
Başarılı bir rejimin birinci günü
Sokakta sevebildiğin kedi
Yürüyen güvercinin kafası
Tenekedeki fesleğen
Kurumuş çamaşırlar, bir kış ikindisi
Geri gelen elektrik
Babanın hikayeleri
Annenin yemeği
Tamir ettiğin alet
Yeşil tişörtün, yatarken giydiğin
Bir dostun başarısı, neler çektiğini bildiğin
Elini sımsıkı tutan minik el
Dudağında ıslık yürüdüğün yol
Birden çıktığın yolculuk
Sana açılan kapılar
Sana kapıyı açanlar
Hoş gelenler
Hoş buldukların
Yalnız kalabilmek - dilediğinde
Kavuşabilmek - özlediğinde
.
.
.
(Gerisini ve milyonlarca satırı boş bırakıyorum;
kendi küçük mutluluklarını yazman,
bundan da küçücük bir mutluluk duyman dileğiyle...)
düş hekimi yalçın ergir
Basit yaşayacaksın...
Mesela susayınca su içecek kadar basit. Dört çıkacak, ikiyi ikiyle çarptığında. Tek düğmesi olacak elindeki cihazın;tek bir düğme, tek bir cümle gibi; sevince lafı dolandırmadan söylediği“seni seviyorum” gibi. Basit bir öpücük yetecek sana;basit sıcak bir öpücük ve o öpücükle dolacak tüm günlerin, tüm düşlerin. O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,o öpücük için yiyeceksin hayatının dayağını. Kabak çekirdeği verecek sana rakamların veremediği mutluluğu. El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak en değerli kağıdın;hep yanında taşıdığın,atmaya kıyamadığın. İki harekette giyiniverecek,iki harekette soyunuvereceksin. Kısacık olacak uyanman ve yola çıkman arasında geçen süre;kısacık olacak Sıcacık kollara dolanman ve yolculuklara çıkman arasında geçen süre.. Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını;bakışların bile anlatabilecek kendini. Beklentilerin de basit olacak. Kaf Dağı’nın önünde bekleyecek mutluluklar. Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana en ucuz aşk romanını. Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken gözlerini. Zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken. Bir kaşarlı tost olacak aradığın. Nasıl oturacağını bilemediğin sofrada;parmakların olacak en kıymetli çatalın. Yine, aynı parmaklar çözecek en karmaşık denklemleri. İskender’in kılıcı duracak avukat rehberinin yanında. Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana kontrplak bir gitarda, doğru basılmış bir “fa diyez”in mutluluğunu. Makyajın ilk “a” sına kadar bilmen yetecek. Temizlik kokacak en pahalı parfümün “Bilmiyorum” diyebileceksin bilmediğinde ve çok normal olacak onu da bilmeyişin.
Tek dereden su getirmen yetecek, bir “istemiyorum” diyebilmeye. Ne durduğu farketmeyecek abanın altında.. Saatin, sadece saati gösterecek; Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın. Küçük bir not defteri olacak bilgini en hızlı sayan..
Basit yaşayacaksın, basit. Sanki .. yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit...
YALÇIN ERGİR
En iyi çayla gidiyor düşünmek seni.. Sen çay gibi sıcak, Çay sen gibi.. Sıcak yudumlarda hüznün ve matem Sensin bardak bardak Sensin dem dem Süzülen keder boğazımdan Tadın çıkmıyor damağımdan...
Nasıl da uyarlıyor kendini Yatak çarşaflarından ödü kopuyor Çarşaflar çarşaflar gök mavisi Yastıklar desen sisten buluttan İnancını örtünmek istiyor olmuyor Kusur işlemeyim diye içi gidiyor Aynada budanmış ağaçtan korkuyor Kış için fazlaca zavallı Nasıl da korkuyor soğuktan Aynasının içinde nasıl saydam Öyle belirsiz ki yitip gidiyor Zaman akıp gidiyor dalgalarından Kanı tersine akıyor kimi zaman Gözyaşları çamaşırlarda leke Yeşil yeşil ağaçlar derliyor eli Ve yosun demetleri kumsallardan Dikenli bir çalılık inancıysa Elleri kanayıp duruyor yüreğinin üstünde Damla ışık kalmamış gözlerinde Küçük ahtapotların ölü kolları gibi Ayakları gitmem diyor denizde Yitip gitmiş işte evren içinde Çarpıp duruyor çatılara kentlere Bu arada kusurlarına da kendine de İşte bu yüzden onun için dua edin ki Tanrı silsin belleğinden her şeyi Silsin kendi olma anısını bile....
Pierre REVERDY çeviri:Cemal Süreyya
başkasının elleriyle yanan ölüm mumlarımı söndürdüm, üfleyerek başkası olaraktan.
bir rüzgar esti; incindi ruhum anlatamadım: kurunun yanında yanan yaşım.
“hayat bir darağacı kendi ellerimle kurduğum intihar saatleri”
başkasının ellerinden devşirmedim hayatı tevarüs edilmedi bağrımda yanan ateş bırak kar etmesin eyvah ü figanlar yüreğimdeki ateş aşk yanığıyken ırmak nasıl terk etsin kendini. “her doğan bir adem kendi kaderiyle terk ettiği iklima için ölmeye”
bütün zamanların en marjinal çocuğu aşk, çelişiğidir ölümün bile. ve en nihayetinde kimimiz mutluyuz, kimimiz şair…
Abdüssamed Bilgili
Düzeltebileceğin Tek Şey Kendinsin...
Bundan 3-5 yıl sonra, yaptıkların için değil, yapamadıkların için üzüleceksin. Dolayısıyla halatları çöz. Güvenli limandan uzaklara yelken aç. Rüzgarı yakala, araştır, düşle, keşfet. Düşün, onları seyredecek birileri olmasaydı, kaç kişi Mercedes otomobil alırdı. Bilimde ve güzel sanatlarda en üstün başarılar,tek başlarına çalışan kişiler tarafından elde edilmiştir. Hiçbir parkta bir kurul için dikilmiş bir anıt yoktur. Yapabileceğin kadar söz ver. Sonra söz verdiğinden daha fazlasını yap. Oturarak başarıya ulaşan tek yaratık bir tavuktur. Dertlerini gözyaşlarında boğmak isteyenlere dertlerinin yüzme bildiğini söyle. Dalın ucuna gitmekten korkma. Meyve oradadır. Büyük adam büyüklüğünü küçük adama davranışıyla gösterir. Şans bukalemun gibidir. Biraz zaman tanı, mutlaka değişecektir. "Tarihte en etkili 100 kişi" adlı kitabı okudum. Onların hepsiyle ortak olduğumuz tek şeyin zaman olduğunu hayretle gördüm. Günün sonunda kendini bir sokak köpeği kadar yorgun hissediyorsan, bu belki bütün gün hırladığın içindir..
Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin. Şimdi başla! Şu anda bulunduğun yerden, elindekilerle başla. Gülümsediğinde güzelleşmeyen bir yüz hiç görmedim. Kimi zaman içindeki o sessiz sese dost bildiğin kişilerin söylediklerinden daha fazla güven. Aerodinamik yasalarına göre o tombul ve tüylü arının hiç uçmaması gerekiyordu. Herhalde bunu ona hiç kimse söylemedi ki, uçuyor. Zamanlarının büyük bir kısmını para kazanmak ve saklamakla geçiren insanlar, sonunda, en çok istediklerinin satın alınamayacak şeyler olduğunu anlarlar. Öteki insanlardan daha akıllı ol. Yalnız bunu onlara söyleme !
Mutlu olmanın en garantili yolu bir başkasını mutlu etmektir. Hayatta ya tozu dumana katarsın, ya da tozu dumanı yutarsın. İyi çalışan, sık gülen ve çok seven başarıyı elde eder. İnsanın tüm evrende kesin olarak düzeltebileceği tek bir şey vardır :
Kendisi ..!
Acaba size de olurmu? hani karanliktir heryer, merdiven cikarsiniz, adimlarinizi ayarlarsiniz.. bir adim , bir adim daha... son basamaga var daha sanirsiniz ama bitmistir gec farkedersiniz..
ve sendelersiniz..........
tuhaf degilmi
bu birazda aidiyet hissi tasidigimiz suni olusumlara benzemiyor mu? kolejli veya denemeli odtulu veya mulkiyeli besiktasli veya sakaryali solcu veya sosyalist ama onlar sizi kendinden sayiyormu? yani adim adim giderken bir yolda yolun yol olmadigini anladiginda sendelememek mumkunmu??
peki ya insanlik ya da karşılıksız sevgi? esas bunlarda ki aksaklik mi sendeletmeli mi bilmiyorum,bilemiyorum,bilen varsa ogrenmek istiyorum oylesine yazıyor kabul edip gecmeyin olasi ise malum esas felaket bir yalnızlık.. bir yoksulluk.. bir ölüm... sessizlik bunlarin diger adı degilmi..??
Baris Emek Ergin
Biraz çılgın, biraz üzgün ve olağanüstü hayallerle doludur Yengeç Kadınları... Evet, Yengeç Kadınlarını tanımlamaya böyle başlamak mümkün. Tabii bu arada en büyük erdeminin sabır olduğunu söylemeden geçmeyeceğim. Ancak, kendisini üzüntüye kaptırdığı zaman hemen harekete geçmeli, onu kendisinden uzaklaştırmanın bir yolunu bulmalısınız. Yoksa, öylesine derin bir biçimde içine kapanabilir ki... İşte bu noktaya gelmeden onu yakalamaya çalışmalısınız.
Bebek gibi üzerine düşülmesinden hoşlanan bir tarafı vardır. Sevdikleri tarafından şımartılma arzuları duyar. Hatta bu isteği Yengeç Kadının yapısında taa derinlere kök salmış gibidir. Onu azıcık şımartarak inanılmaz ölçüde sevgisini alabilirsiniz. Size bütün benliği ile sevgisini sunacaktır. Yengeç Kızlarının sevdikleri için yapabileceği kahramanlık derecesinde fedakarlıklarının sonu yokmuş gibi görünür. Hatta içinden çıkılmaz durumlar içine girseniz bile o sizi asla yüzüstü bırakmayacaktır. Hiçbir şey onu sevdiğinden ayrı tutamaz.
Yengeç Burcu biliyorsunuz annelik duygularını yönetir. Çocuklarından biri hapşıracak olsa hemen yatağa atıp ilaç, sıcak çay, tavuk suyuyla besler ve onu şımartır. Üstelik bu tutumu sadece çocuklarına yönelik değildir. Eşi, ailesi, sevdiğine karşı da büyük bir sevecenlik ve şevkatle yaklaşır.
Yengeç Kızlarının mutfakla arası son derece iyidir. Şayet midenize düşkünseniz bir Yengeç Kızına aşık olup evlenmek sizin için bir şans sayılabilir. Bir Yengeç Kızına aşıksanız ve onunla arkadaş olmak istiyorsanız öncelikle annesine iyi davranmanız gerekecek. Yoksa, sizi hiçbir zaman affetmeyebilir. Onun annesi hiç kimsenin incitmemesi gereken bir hanımefendidir. Ayrıca, Yengeç Kızlarının yapısı hiç de öyle tipik kaynana şakalarını kaldırabilecek cinsten değildir. Bu yüzden onunla konuşurken özellikle anne konusunda dikkatli davranmalısınız. Tabii onun ilgi ve sevgini istiyorsanız. O muhteşem sevgisinin sürekli olarak üzerinizde hissetmek istiyorsanız bir annesine iyi davranmalı, ikincisi ise, onu eleştirmek kaçınmalısınız. Özellikle alaya alınmaktan ve eleştirilmekten nefret eder. Size olan duyguları sırf bu nedenle sönebilir. Yengeç Kızları öyle atak tipler değildir. Üstelik çekingendir de... Bu nedenle ilk hareketi sizin yapmanızı bekler. Onun size yaklaşım getirmesini beklerseniz, çok bekleyeceksiniz demektir. Halbuki size karşı yoğun duyguları vardır ve bunları belli etmediği için bilemezsiniz. Ancak, ona birazcık yaklaşıp ilk hareketi yapacak olursanız, ne kadar yoğun olduğunu anlarsınız. Çünkü, Yengeç Kızları yapmacık ve sahte duygular göstermez. Son derece içten sever. Size aşık olursa sonsuza kadar bağlı kalır ve tam olarak itaat eder, yüceltir, bu arada biraz da eleştirir... Bir Yengeç Kızına aşıksanız öncelikle onu nasıl idare edeceğinizi öğrenmelisiniz. Çünkü, son derece hassas ve kırılgan bir tarafı vardır ve incinmekten korkar. Farkında olmadan yapacağınız imalardan alınır. Her an için kalın yengeç kabuğunun altına saklanması ihtimali vardır ve asla buna izin vermeyin. Onun duygularına ve isteklerine önem verdiğinizi gösterip sevdiğinize ikna etmeyi başarırsanız, kollarınızın arasında küçük bir çocuk gibi mutlu olacak ve beklemediğiniz ölçüde sizi mutlu edecektir.
Harun Reşit savaşta esir aldığı düşman generale :
-Hayatını bağışlarım ama bir şartım var , der. 'Kadınlar hayatta en çok ne ister?' budur bilmek istediğim.... Bu sorunun yanıtını getir ; kurtar kelleni der.
General sorar soruşturur bu çetin sorunun yanıtını aramaya başlar ve Kafdağındaki bir cadının bunu bildiğini öğrenir.... Günlerce gecelerce at koşturur , cadıyı bulur ve sorar:
-Kadınlar hayatta en çok ne ister?
Korkunç cadı yanıt için öyle bir şart ileri sürer ki yenilir yutulur cinsten değil.....
-Evlen benimle!!!!..... O zaman öğrenirsin ancak istediğini...
Bu ölümcül teklifi kabul eder general ve doğru yanıtı alır almaz koşar Harun Reşit'e ve :
-Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek ister!.
Harun Reşit generalin hayatını bağışlar ancak cadıya da evlenmek için söz vermiştir. Neyse evlenirler.İlk gece General bir bakar ki , o korkunç cadı dünyalar güzeli bir afete dönüşmüş karanlık odada... Konuşur cadı :
- Benim kaderim böyle.... Günün sadece yarısı güzel olabilirim , diğer yarısı çirkinim der.Ne dersin? Geceleri seninleyken mi güzel olayım , yoksa gündüzleri dışardayken mi?.....
General düşünür ve :
- Sen bilirsin kararı kendin ver der.İşte o an korkunç cadı sonsuza dek güzel bir kadın olarak kalır.... ........................................................................
Peki bu öyküden çıkarılacak 3 ders nedir???
1.Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek isterler.
2.Özgür iradesiyle hareket eden bir kadın her zaman güzeldir.
3.İster güzel olsun, ister çirkin olsun her kadın aslında bir cadıdır. :)
Hayatınız seçtiğiniz kadındır.... Zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz, bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz , zeki bir kadına rastlarsanız zekanız gelişir.
Hayat kat kattır.Babil'in Asma Bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir ve bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür. Ve bugün durduğunuz teras , seyrettiğiniz manzara , gördüğünüz hayat yanınızdaki kadının terası ,manzarası ve hayatıdır...
Hayatınız seçtiğiniz kadındır......
|
|